KİMLER ASKERİ KAZA TAZMİNATI TALEBİNDE BULUNABİLİR?

Asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî eylem ve işlemlerden doğan kararlara karşı açılan iptal ve tam yargı davalarına askeri davalar denir.

Askeri olmayan makamlarca verilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklar askeri davaların konusunu oluşturmaktadır.

ASKERİ KAZALARDA GÖREVLİ MAHKEME:

Askeri hizmetle ilgili idari eylemlerden doğan zararların tazmini davaları “genel olarak” 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu hükümlerine göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülür. Ancak, bu genel kuralın istisnaları mevcuttur. Örneğin; aşağıda yazılı Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü  ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında da görüleceği üzere askeri araçların neden olduğu trafik kazalarından dolayı, gerek yaralanma, gerekse ölüm halinde açılacak davalar genel hükümlere ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu esaslarına göre adli yargıda görülür.

‘’UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ E. 2014/277 K. 2014/310 T. 3.3.2014

OLAY : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Jandarma Asteğmen M.A.’nın emir ve komutasında 4 araçtan oluşan konvoyla Silopi istikametinde yol emniyet ve kontrol görevini ifa ederken, yol güzergahı üzerinde meydana gelen kaza sonucunda araç içinde Jandarma eri olarak bulunan davacı A.O.’ın yaralandığını, uzun süreli tedavi sonrasında durumunda bir düzelme olmadığı için kendisine Askerliğe Elverişli Olmadığı’na ilişkin 27.07.2006 tarihinde rapor verildiğini, daha sonra davacıya maluliyeti sebebiyle Emekli Sandığı tarafından maaş bağlandığını, maluliyet derecesinin 6 olduğunu belirterek, fazlaya İlişkin hakları saklı kalmak kaydı İle, 500.00 TL maddi, 10.000, TL manevi tazminat olmak üzere toplam 10.500 TL maddi ve manevi tazminata faizi ile birlikte hükmedilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: 28.09.2010 gün, E:2007/136, K:2010/342 sayı ile özetle; davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiştir.

İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 16.03.2011 gün, E:2011/1324, K:2011/2761 sayılı ilamı ile özetle; davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılması gerektiğini belirterek, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden bahisle kararın bozulmasına karar vermiştir.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay’ın bozma ilamına uyduktan sonra, 05.10.2011 gün, E:2011/278, K:2011/341 sayı ile özetle; 6100 sayılı HMK nun 3.maddesi hükmü gereğince, ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazminine yönelik davaların ve her türlü idari eylemler ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı, maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davaların Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini, dolayısıyla mahkemenin görevli olduğunu belirterek, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiştir.

İş bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 08.05.2012 gün, E:2012/3297, K:2012/8108 sayılı ilamı ile özetle; “…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesi, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalar için geçerlidir. Diğer yandan, Yargıtay bozma kararına uyulmakla, bozma kararı yararına olan taraf yönünden usulü kazanılmış hak doğar. Kazanılmış hak, yeni bir karar ile ortadan kaldırılamayacağından; yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek dairemizin bozma kararına göre yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” demek suretiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi: Yargıtay’ın bozma ilamına uyduktan sonra, 01.11.2012 gün, E:2012/493, K:2012/455 sayı ile özetle, davanın görev yönünden reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı istemle bu kez askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi: 19.06.2013 gün, E:2013/326, K:2013/746 sayı ile özetle, “… 01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110’uncu maddesinde yapılan değişiklik gereğince davacı tarafından Mahkememizde 29.01.2013 tarihinde açılan bu davanın görev ve çözüm yerinin mahkememiz olmayıp adli yargı yeri olduğu sonucuna varılmıştır.” demek suretiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.Bu karara karşı yapılan Karar Düzeltme başvurusu üzerine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Daire Başkanlığı; 04.12.2013 gün, E:2013/1490, K:2013/1427 sayı ile özetle, karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

KARAR :  Dava, askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada vazife gereği içinde bulunduğu askeri aracın kaza yapması sonucunda yaralanan davacı tarafından, meydana gelen trafik kazası sonucu oluştuğunu iddia ettiği 5.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi zararın olay tarihinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Kanunun 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu yasadan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” denilmiş olup, geçici 21.maddesinde ise “ Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davalara uygulanmaz. ” denilmiştir. Anayasa’nın 158. inci maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 26.12.2013 tarih ve E:2013/68, K:2013/165 sayılı kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, 2918 Sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin bu nedenle Anayasa’ya aykırı olmadığına dair olup, esası itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasanın 158 inci maddesi uyarınca başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girdiğinden Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI YERİNİN görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 01.11.2012 gün, E:2012/493, K:2012/455 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 03.03.2014 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.’’

 

‘’T.C.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2012/14631 K. 2012/15193 T. 16.10.2012

ÖZET : Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, davacının askeri aracın devrilmesi sonucunda yaralandığı ve davanın çözüm yerinin Askeri İdari Yargı olduğu kabul edilerek, davanın usulden reddine karar verilmiştir.Ancak, 2918 S.K. “İşletenin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde yer alan 85-90. maddelerinde, motorlu araçların trafik kurallarına ve gereklerine aykırı davranışları sonunda meydana gelen zararlar nedeniyle gerçek ve özel kişilerle, kamu tüzel kişilerinin ayrım yapılmadan aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmaları ön görülmüştür.Yine aynı yasada, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu kanundan doğan sorumluluk davaları,adli yargıda görüleceği ifade edilmiştir.Bu düzenlemeler karşısında, kamu araçlarının verdikleri zararlardan dolayı idare, kamu hukuku kurallarına göre değil, “işleten” sıfatıyla özel hukuk kurallarına göre sorumlu tutulacaktır.Bu durumda, askeri aracın verdiği zararın tazmini isteği ile açılan davanın, bu kuralları uygulamakla görevli adli yargı yerinde görülmesi gerekir.

DAVA : Davacı M. K. ve diğeri vekili tarafından, davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine 31/01/2012 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yargı yolu nedeni ile davanın usulden reddine dair verilen 29/06/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar ve davalı vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmiş ; hüküm, davacılar ve davalı tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalı İç İşleri Bakanlığına ait araç içerisinde yolcu olarak bulunduğu sırada meydana gelen trafik kazası nedeniyle yaralandığını, zararlarının işleten sıfatı ile davalı idare tarafından karşılanması talep etmiştir.Davalı, davaya konu olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davacının askeri aracın devrilmesi sonucunda yaralandığı ve davanın çözüm yerinin Askeri İdari Yargı olduğu kabul edilerek, davanın usulden reddine karar verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 106. maddesinde “Genel ve katma bütçeli kuruluşlara, il özel idareleri ve belediyelere ve kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı bu kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır” denilmektedir. Anılan yasanın sekizinci kısmının “İşletenin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde yer alan 85-90. maddelerinde, motorlu araçların trafik kurallarına ve gereklerine aykırı davranışları sonunda meydana gelen zararlar nedeniyle gerçek ve özel kişilerle, kamu tüzel kişilerinin ayrım yapılmadan aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmaları ön görülmüştür. Bu düzenleme itibariyle yasa, kamu idare ve kurumlarına ait ve bu arada kamu hizmetine tahsis edilen motorlu araçların verdikleri zararlardan dolayı, trafik olaylarından doğan zararların özelliği göz önünde tutularak, kamu idare ve kurumlarının özel kişilerle eşit şartlarda aynı esaslara göre sorumlu tutulması gereğini ifade etmiştir. Aynı şekilde anılan yasanın görev ve yetkiye ilişkin 11.01.2011 tarihinde değişikliğe uğrayan 110. maddesinde ‘ işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu kanundan doğan sorumluluk davaları,adli yargıda görülür.’ şeklinde ifade edilmiştir. Yasanın anılan bu hükümleri karşısında, kamu araçlarının verdikleri zararlardan dolayı idare, kamu hukuku kurallarına göre değil, “işleten” sıfatıyla özel hukuk kurallarına göre sorumlu tutulabilecektir. Bu durumda, askeri aracın verdiği zararın tazmini isteği ile açılan davanın, bu kuralları uygulamakla görevli adli yargı yerinde görülmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece, açıklanan yasal düzenlemeler gözetilmeksizin yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir, …’’

YETKİLİ MAHKEME                         :

Askeri araçların neden olduğu ya da karıştığı trafik kazaları ile ilgili tazminat davalarında genel yetkili mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddesi ‘’Madde 6: Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.’’  gereği davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davaların davalısı bakanlık ve diğer kamu tüzel kişileri olduğunda, Ankara mahkemeleri bu davalarda genel yetkili mahkemelerdir.


ASKERLİK DÖNEMİNDE ASKERİN YARALANMASI SONUCU DOĞAN HAKLARI

  • Sağlık Yardımı:

1111 sayılı Askerlik Kanununa eklenen Ek Madde 6 gereğince;

‘Vatani görevini yapmakta iken barışta ve savaşta, yurt içinde ve yurt dışında, görev esnasında veya görev dışında görevlerinden dolayı, bir saldırıya veya kazaya uğrayan erbaş ve erlerden, sağlık kurumlarında tedavisi devam edenlere, olay/kaza tarihinden itibaren 36 ayı geçmemek üzere, terhislerini takip eden aybaşından itibaren ve tedavi gördüğü sağlık kurumunca düzenlenen “tedavisinin devam ettiğini belirtir” sağlık kurul raporuna istinaden, görevdeki uzman çavuşun (1 yıllık, karargahta görevli, bekar) aldığı net maaşın 2/3’ü (27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesinde belirtilen ek tazminatlar ile 14/7/1964 tarihli ve 500 sayılı Kanuna göre ödenen tazminat ve yabancı dil tazminatı hariç) her ay sağlık yardımı olarak, bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından ilgili bütçe tertibinden ödenir. Bu ödemeden sigorta primi dâhil hiçbir kesinti yapılmaz ve tedavi süresinde yapılan sağlık yardımı personelden tahsil edilmez. Olay/kaza durumu, keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan, her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar vermek maksadından doğmuş olursa sağlık yardımı ödenmez. 856-1 Tedavisi devam edenlerden; a) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 45 inci maddesi kapsamında vazife malûlü ya da mülga 64 üncü maddesi kapsamında harp malûlü aylığı bağlananlar ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 47 nci maddesi kapsamında vazife/harp malûlü aylığı bağlananlara aylık bağlanma tarihini takip eden aybaşından itibaren, b) Malûllük durumu oluşmaksızın tedavisi kesin işlemli sağlık kurulu raporu ile sonlandırılanlara, raporunu takip eden aybaşından itibaren, sağlık yardımı ödenmesi sonlandırılır. Tedavi süresinde yapılan sağlık yardımı personelden tahsil edilmez.’

  • Vazife malullüğü aylığı:

5510 sayılı Kanun’un 47.maddesinde ‘Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlar için aşağıdaki hallerde vazife malûllüğü hükümleri uygulanır. 25 inci maddede belirtilen malûllük; sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malûllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malûlü denir.’ Maluliyet aylığı ,bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi, yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır. Kurumdan yazılı istekte bulunması halinde malûllük aylığı bağlanır.

  • Nakdi tazminat:

 Değinilmesi gereken noktalardan biri de nakdi tazminat hususudur. Bu hususta Milli Savunma Bakanlığı’nın sitesinde de yer alan tanım ve ilişikteki tablo aşağıda yer almaktadır.

‘’NAKDİ TAZMİNAT NEDİR?

Nakdî Tazminat, konuya ilişkin Kanunlarda belirtilen görevler dolayısı ile ölenlerin varislerine, sakat kalan veya yaralanan personelin ise kendilerine herhangi bir adli karar gerektirmeden yetkili komisyonlarca idarece karar alınarak yapılan Nakdî ödemedir. Kanun kapsamı içerisinde İdarenin kendiliğinden hükmettiği tazminat kararıdır.

Milli Savunma Bakanlığı’nın sitesinde de yer alan ilişikteki tablo incelendiğinde;

Tazminat Tutarı:

  • Ölenlerin dul ve yetimlerine, 400.000 gösterge rakamının tazminat verilmesine dair karar tarihindeki memur maaş katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutar kadar,
  • Engelli hâle gelenlere, “Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname” hükümlerine göre tespit edilecek maluliyet derecelerine göre aşağıda belirtilen gösterge rakamlarının tazminat verilmesine dair karar tarihindeki memur maaş katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutar kadar ödeme yapılmaktadır.
ENGELLİLİK DERECESİ ÖDENECEK TAZMİNAT GÖSTERGESİ
1

2

3

4

5

6

400.000

360.000

330.000

300.000

270.000

240.000

  • Bu tazminat bir defaya mahsus ödenir. Daha sonra engelli durumunun arttığı ve maluliyet derecesinin yükseldiği gerekçesiyle yeni bir ödeme yapılmaz. Ayrıca tazminattan damga vergisi dışında herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz ve ödenecek tazminat haczedilemez.

Ödeme İşlemleri:

  • Tazminat ödeme işlemleri yükümlünün askerlik hizmetini yaptığı birlik/ karargâh/ kurumun bağlı bulunduğu Kuvvet Komutanlıklarınca belirlenecek birimlerce sonuçlandırılır ve hak sahibine bilgi verilir.’’*

 

*Milli Savunma Bakanlığı’nın Nakdi Tazminat Başlıklı Yazısı

  • Maddi ve manevi tazminat: 

Maddi ve manevi tazminat için ilgili mahkemelerde açılacak dava sonucunda maddi ve manevi tazminat belirlenir. “Genel adli yargıda” dava açılması gereken hallerde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1-2 maddesine göre; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. 1602 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesine göre, tam yargı davasının açılabilmesi için davanın açılmasından önce, zararı doğuran eylemin yazılı bildirimden sonra başlayacağı öngörülen bir yıllık zorunlu idari başvuru süresi sağlık durumunu kesin olarak bilinir hale geldiği rapor tarihi itibari ile başlar. Bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareye yazılı olarak başvurmak gerekir. Bu talebin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açılabilir.

ZAMANAŞIMI-DAVA AÇMA SÜRESİ

“Genel adli yargıda” dava açılması gereken hallerde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1-2 maddesine göre; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

“Genel idari yargıda” veya “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde” açılacak davalarda; ölüm halinde ölenin yakınlarının ölüm tarihinden itibaren 1 yıl içinde, yaralananların ise rapor veya rapor onay tarihinden itibaren 1 yıl içinde idareye başvurmaları, bu başvurularının reddi üzerine 60 gün içinde davalarını açmaları gerekir. Şayet idare bu başvuruya 60 gün içinde bir cevap vermez ise ikinci 60 gün içinde dava açılmalıdır.

Bu konu 1602 Sayılı AYİM Kanununun 43/1nci maddesin de ise şu şekilde düzenlemiştir; “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine
getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.”

1602 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesine göre, tam yargı davasının açılabilmesi için davanın açılmasından önce, zararı doğuran eylemin yazılı bildirimden sonra başlayacağı öngörülen bir yıllık zorunlu idari başvuru süresi sağlık durumunu kesin olarak bilinir hale geldiği rapor tarihi itibari ile başlar. Bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareye yazılı olarak başvurmak gerekir. Bu talebin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açılabilir. Bu nedenle MSB’nin yanıt verme süresi olan 60 günü beklemeniz gerekmektedir. Diğer yandan idari eylemden doğan tazminat istemi niteliğini taşıyan davalarda süreler hak düşürücü olduğundan, süresi içerisinde dava açılırken fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulması mümkün değildir. Bu nedenle idari başvuruda bulunulurken maddi tazminat miktarının işgöremezlik oranı, davacının yaşı, geliri gibi unsurlara göre hesap edilerek tam hatta hesaplanan tazminatın üstünde istenmesi gerekir.